Özel Arama
"Sendikacılık çileli bir meslektir, ancak ideali olanların işidir.”

6 yıllık cumhuriyet,79 yıllık cumhuriyet'e karşı

Vatan gazetesi

Mustafa Mutlu'nun yazısı.

'6 yıllık cumhuriyet',

'79 yıllık cumhuriyet'e karşı

Başbakan il il dolaşıp hep aynı metni okuyor;

 “79 yıllık cumhuriyet” tarihinde yapılmayanları yapmakla övünüyor...

 Duble yollardan,

konutlardan,

 üniversitelerden

söz ediyor...

***



Türkiye’de cumhuriyet 29 Ekim 1923’te ilan edilmedi mi?

En son 29 Ekim 2008’de cumhuriyetin 85’inci yılını kutlamadık mı?

O zaman nedir bu “79 yıllık cumhuriyet?” 

Basit:

2002 yılında iktidara geldiler ya, kendilerinden önceki dönemi kastediyor.. .

Böylece,

Atatürk’ün Cumhurbaşkanı olduğu yıllar da dâhil,

 AKP’den önceki tüm iktidarlarla kendi dönemlerini kıyaslıyor.

***



“79 yıllık cumhuriyet”i bilmem ama Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk 79 yılında yapılanları bilirim...

Aslında sen de bilirsin

Başbakan Erdoğan!

Çünkü o 79 yılda yapılanları “sata sata” yaptın, yapacaklarını. ..

Tıpkı mirasyedi evlat gibi!

2002’yi geçelim;

sonuna doğru iktidar oldunuz...

2003’te

 Taksan’ı,

Gerkonsan’ı,

Taşucu Tersanesi’ni,

Merinos Halı’yı komple,

Sümer Holding’i,

 Seka’yı,

THY’nin,

TEKEL’in varlıklarını parça parça 188 milyon dolara...

2004’te

Esgaz’ı,

 Eti Bakır’ı,

 DİV-HAN’ı,

Bursagaz’ı,

Amasya Şeker’i,

 Eti Gümüş’ü,

Eti Krom’u,

Çayeli Bakır’ı,

Kütahya Şeker’i,

 Eti Elektrometalü rji’yi tamamen,

TEKEL’i,

 THY’yi,

 Sümer Holding’i arsa arsa 1.3 milyar dolara....

2005’te

Ataköy Turizm’i,

Ataköy Otelcilik’i,

 Ataköy Marina’yı,

Eti Alüminyum’u,

 Kıbrıs Türk Hava Yolları’nı,

 Türk Telekom’u

ve

Adapazarı Şeker Fabrikası’nı 8.2 milyar dolara...

2006’da

TÜPRAŞ’ı,

ERDEMİR’i,

 Başak Sigorta’yı,

Karadeniz Bakır’ı,

TEKEL’in

ve

Sümerbank’ın taşınmazlarını,

 THY’nin hisselerinin önemli bir bölümünü 8..1 milyar dolara...

2007’de

Halk Bankası’nın hisselerini,

 TEDAŞ’a,

 TEKEL’e,

 PETKİM’e

ait taşınmazları 4.2 milyar dolara...

2008’de

PETKİM’i,

 TEKEL SİGARA’yı,

 Türk Telekom’un

elde kalan hisselerini,

diğer kamu kuruluşlarının arsalarını, binalarını 6.2 milyar dolara... 

2009’un

ilk iki ayında

 Başkent ve Sakarya Elektrik’i 1.8 milyar dolara...

SİZ SATMADINIZ MI?

Yani 6 yıl 2 ayda tam 30 milyar dolarlıklık özelleştirmeyi,

 SİZ YAPMADINIZ MI?

Sattığınız bunca ağır sanayi, sanayi ve hizmet kuruluşlarının tamamı,

sizden önceki “79 yıllık cumhuriyet”

döneminde kurulmadı mı?

Hal böyleyken,

“79 yılda ne yapıldı ki”

 demek,

en hafif deyimiyle nankörlük

olmuyor mu?

***



Peki;

 79 yılda yapılanları 6 yılda satarak ne yaptınız?

Çukurlarla dolu duble yollar,

üflesen uçacak toplu konutlar...

Bir de “lale” diktiniz!

Kendi deyiminizle işsizlik oranını 2 puancık artırarak,

yüzde 12,3’e çıkardınız!

Bu ülkeyi, açlıkla, yoksulluk intiharlarıyla tanıştırdınız!

Eserinizle ne kadar övünseniz azdır!

*****

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data4/12/2009

Dost Kazanma ve insanlari Etkileme Sanati

Eserin yazarı Dale Carnegie


· Üstünlük Sağlamanın Yolları
· Bu Kitap Niçin Ve Nasıl Yazıldı?
· Birinci Bölüm
· İnsanları İdare Etmenin Teknik Esasları
· 1. Bal Yemek İsteyen Arı Kovanına Zarar Vermez
· 2. İnsanları Yönetmenin Sırrı
· 3. Şunu Yaparsanız Herkes Tarafından Sevilirsiniz. Yoksa Hayatta Yapayalnız Kalırsınız.
· Bu Eserden Faydalanmak İçin Dokuz Kural
· İkinci Bölüm
· Sevilmek İçin Altı Yol
· 1.İnsanlarla İlgileniniz
· 2. Gülümseyiniz
· 3. İnsanlara İsimleri İle Hitap Edin
· 4. İyi Bir Dinleyici Olunuz
· 5. İlgi Uyandırmanın Yolları
· 6. İnsanlara, Önemli Birisi Olduklarını Hissettiriniz
· Sevilmek İçin Altı Yol
· Üçüncü Bölüm
· İnsanların Sizin Gibi Düşünmesini Sağlamanın Oniki Yolu
· 1. Hiçbir Tartışma Kazanılmaz
· 2. Başkalarına Yanlış Düşündüğünü Yanlış Bir Şekilde Söylemeyiniz
· 3. Yanlışınızı Kabul Ediniz
· 4. Konuşmalarınıza Dostça Başlayınız
· 5. Karşınızdakinin Size Evet Demesini Sağlayınız
· 6. Şikayetleri Önlemenin En Kolay Yolu
· 7. Nasıl İşbirliği Yapabiliriz?
· 8. Önemli Bir Formül
· 9. İnsanların İstediği Nedir?
· 10. Herkesin Hoşuna Gidecek Hitap Şekli
· 11. Televizyon Ve Radyoların Yaptıklarını Siz Neden Yapmıyorsunuz?
· 12. Başka Bir Şey Fayda Sağlamazsa Şu Kuralı Uygulayınız
· İnsanları Sizin Gibi Düşünmelerini Sağlamanın Oniki Yolu
· Dördüncü Bölüm
· İnsanları Üzmeden Değiştirmenin Dokuz Yolu
· 1. Mutlaka Kusur Bulmak Gerekiyorsa
· 2. Karşınızdakini Rahatsız Etmeden Eleştirmenin Yolu
· 3. Önce Kendi Yanlışlarınızdan Bahsediniz
· 4. Kimse Emir Almaktan Hoşlanmaz
· 5. Karşınızdakilerin Gururunu Korumalarına Yardımcı Olun
· 6. İnsanlara Başarının Yolunu Göstermek
· 7. İnsanlara Önem Verin
· 8. İnsanları, Yanlışların Kolayca Düzeltilebileceğine İnandırın
· 9. Yaptırmak İstediğiniz İşi Karşınızdakine Sevdiriniz
· İnsanları Üzmeden Değiştirmenin Dokuz Kuralı
· Beşinci Bölüm
· Aile Hayatınızda Sızı Mutlu Edecek Yedi Kural
· 1. Aile Hayatınızın Mezarını Kazmak İstemiyorsanız
· 2. Sev Ve Yaşat
· 3. Bunu Yaparsanız Boşanmak İçin Mahkemeye Koşarsınız
· 4. Herkesi Mutlu Etmenin En Kolay Yolu
· 5. Kadınlar Küçük Şeylere Çok Önem Verirler
· 6. Mutlu Olmak İstiyorsanız Şunu Uygulamalısınız
· 7. Evlilik Konusunda Bilgisiz Kalmayın
· Evlilik Hayatınızda Mutlu Olmak İçin Yedi Kural

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data4/12/2009

Korkum kaz olmaktır.... Güzel bir yazı

Ben dürüst, hiç kanuni suç işlememiş, vergisini muntazam ödeyen, trafik kuralları dahil her türlü kanun ve kurala uyan bir vatandaşım. Bir şahsa hakaretim bile yoktur.......Ama başkaları tecavüz ediyor, alkollü araba kullanıp sakat bırakıyor, insan öldürüyor, hırsızlık yapıyor.v.s....ben onları vergimle hapishanede besliyorum ve çıktıklarındada mutlaka onlara iş veriyorum, ayrıca aramıza alıyorum ki tekrar tecavüz etsinler, sakat bıraksınlar, öldürsünler.

Ben de düşünüyorum, aklediyorum ve sistemde yanlışlar buluyorum. Sivil Toplum Kuruluşlarıyla çalışıyorum, yazıyorum, oy veriyorum..... Ama başkaları bölüyor, dağa çıkıyor, bomba atıyor, ağlamayana  meme yok diye kırıyor, döküyor ve öldürmeye devam ediyor.......Ben onların maaşını ödüyorum, liderlerini besliyorum ve kardeşlerimi öldürdüğü için affetmeye zorlanıyorum.

Ben tek çocuk sahibiyim. Doğuramadığım için değil. Sevgimi, ilgimi, bilgimi ve maddi gücümü en iyi şekilde bu insana yatırıp, onu onlarca insana bedel, akıllı, manevi değerler üretebilen ve yaşatabilen, kutsal sisteme saygılı bir insan yapmak istediğim için.....Ama başkaları 10’larca çocuk dünyaya getiriyor. Korunamadıkları için değil. Sayısal üstünlük sağlamak için. Sevmiyorlar, ilgilenmiyorlar. O çocuk dağa çıkıyor, o çocuk kapkaç yapıyor, o çocuk tinerci oluyor, o çocuk okumadığı için özgür olamıyor ağasına maraba oluyor yada bakamadıkları için dedesi yaşındaki birisine 13 yaşında satılıyor ve 14 yaşında oda doğurmaya başlıyor........ Sonra benden o insanlara merhamet duymamı ve benden alınan vergiler onları beslemeye yetmediği için ayrıca çocuklarını okutmamı istiyorlar. Ben marabaların kızlarını okutayım ki ağaları kendi kızlarına kilolarca altın takılan 40 gün 40 gece düğünler yapabilsin. Evlerini ısıtıyorlar benim vergilerimle yada kimbilir o kömürleri satıp sigara parası yapıyorlar. Oysa ben bu kış zamlı doğalgazı nasıl ödeyeceğimi düşünüyorum. Onlar 10’ar 10’ar doğurduğu için işsiz kalıyorlar ve  batıdaki fabrikaları doğuya taşımaya zorluyorlar. Öyle ya merhamet etmek lazım. Batıdakiler işsiz kalsada olur malum onların sesi çıkmaz. Oysa toprak reformu, aşiretleri çözmek kimsenin işine gelmiyor. Çünkü oy için 10 000 insanı ikna etmek kolay değildir ama ağasını ikna etmek kolaydır.  

Ben daha maaşımı almadan vergim kesiliyor....... Ama başkaları vergi ödemiyor ve sıksık affediliyor. Benim maaşım belli. Ama stadyumda sünnet düğünü yapanın geliri nasılsa belli değil. Oysa biz evlendiğimizde düğün bile yapamadık.

Benim babam ev alabilmek için 12 sene aynı işçi parkası ve pençeli ayakkabısı ile gezdi Çok şükür şimdi evleri var.........ama başkalarının babası devletin arazisi üzerine gecekondu yaptı şimdi mütahite sattı ve bir sitede 60 dairesi var.


Ben sağlık sigortamı istemesem bile ödüyorum........ama başkaları yeşil kartla gidip benim paramla muayene oluyorlar. Gerçekten ihtiyacı olana son kuruşuna kadar helal olsun. Ama bu ülkede kaç milyon yeşil kartlı var? Kaçı hak ediyor ?

Ben sabrediyorum, bir yaratıcının var olduğuna bunların bir imtahan olduğuna inanıyorum. Ben doğru yol, iyi iş (salih amel) den hedef ne olursa hiç bir gerekçe ile (cihad, takiye..vs) her ne olursa olsun taviz vermiyorum......Ama onlar takiye diyor, cihad diyor, bu daha iyi diyor, uyduruyor, dinimi bölüyor, kullanıyor.

Öyle uzunki bu liste...biliyorum uzun yazıları okumayı sevmiyorsunuz. Her türlü adaletsizliğe rağmen doğru bildiğim yoldan asla dönmeyeceğim. Çok sevdiğim bir fıkra ile bitireyim

Adamın biri dünyada hiç kimseye bir kötülük yapmamış, her türlü kurala uymuş, içmemiş, zina yapmamış, uyuşturucu kullanmamış, kimseyi pataklamamış. Neyse bir gün ölmüş  büyük bir sevinç ve beklenti ile sorgu meleğinin önüne gelmiş
melek sormuş : içmemişsin
Adam : evet
Melek : Kimseye el bile kaldırmamışsın
Adam: evet
Melek : Kendi karından başkasına yan gözle bile bakmamışsın
Adam : evet
Onlarca sorudan sonra sorgu meleği yanındaki meleğe dönerek : bir çift kanat getirin
Adam heyecanla : Melek oluyorum değilmi?
Melek : hayır kaz oluyorsun

Fıkradır ama doğruyu söylemek gerekirse korkum kaz olmaktır

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data4/12/2009

Türk malı Google yolda


Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun kısa bir süre önce duyurduğu yerli arama motoru projesinin ayrıntıları belli olmaya başladı.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Tayfun Acarer'in verdiği bilgilere göre Türkiye içinden yapılan aramalarda sorgular yurtdışındaki sunucularda gerçekleştirilip alınan sonuçlar tekrar Türkiye'ye gönderiliyor. Bu sistemin oluşturduğu güvenlik açıklarının önüne geçmek için arama sorgularının da Türkiye içindeki bir sunucuda yapılması gerekli. Ayrıca Türkiye'nin hassas olduğu bazı konularda yapılan aramalarda çıkan sonuçlar da yeni sistemle kontrol altına alınmış olacak. 

Türk arama motorunun Türk cumhuriyetleri ve İslam ülkelerinde de popüler olacağı düşünülüyor. Hedef, milyonlarca kullanıcısı olan büyük bir mobil ağ kurmak. 
 

Projenin içeriğinde bir de e-posta servisi bulunuyor. Yabancı e-posta servislerinin hesap içeriklerine erişebilmesinin ve belirli kelimelerle aramalar yaparak önemli bilgilere ulaşabilmesinin önüne geçmek için planlanan bu yeniliğin adı da "Anaposta" olarak duyuruldu.

Proje kapsamında her Türk vatandaşına 10 GB kotası olan bir e-posta adresi verilecek. Sistem yürürlüğe girdiğinde yeni doğan her çocuğa bir e-posta adresi verilecek ve bu adres aynen T.C. Kimlik numarası gibi nüfus kağıdına yazılacak.
 
Yerli arama motoru ve Anaposta projelerinin 2010 yılı içerisinde bitirilmesi öngörülüyor.

categoria commentoYorum (yok) data4/12/2009

BEYAZ YAKALI ´PROLETER´LER!



Beyaz Yakalı 'Proleter'ler!  Proleter = Emekçi  (tdk sözlüğü)

YAŞAR Kemal'in 'Proleter' başlıklı bir hikâyesi vardır: Yolcu taşıyan bir minibüs şoförünün borç harç aldığı aracının arkasına, diğer şoförlerin arabalarının arkasını arabesk içerikli yazılarla doldurdukları bir dönemde, "Proleter" yazdığı için başından geçenler anlatılır.

Kemal, bu genç şoförü arayıp bulmuş, hikâyesini dinlemiş ve kendine özgü üslubuyla bizlerle buluşturmuştu. Bu hikâyenin anafıkri, genç şoförün ait olduğu sınıfa olan saygısını yaptığı işe yansıtmakla kalmayıp, bunu son derece naif ve insani olarak hiçbir art niyet ve propaganda amacı da olmadan çevresiyle paylaşmasıydı.

Hikâye 1970'lerin Türkiyesi'nde yaşanmış... Günümüze gelirsek, 12 Eylül'ün yarattığı erozyona ve değişen dünya koşullarının tüm olumsuzluğuna rağmen minibüsüne "Proleter" yazacak cevval bir şoför bulmak zorken, üretim araçlarının mavi yakalılardan, beyaz yakalılara doğru yön değiştirmesiyle gerçekte "proleter" olduğunun farkında birçok ofis emekçisine ratlamak mümkün.

Beyazyakalı profesyoneller bir dönem iş imkânlarının bu kadar da "kaygan" bir zeminde olmadığı dönemlerde, bireysel yetkinliklerinin kendilerine verdiği özgüvenle gerçekte birer "proleter" olduklarını unuttular; ait oldukları meslek sınıfının duygu, düşünce ve ortak çıkarlarının birbirine bağlanmasını yani dayanışmayı da kelime dağarcıklarından çıkardılar.

Oysa bunların ait olduğu sınıfın, fabrikada üretim hattındaki bir kaynakçının içinde bulunduğuyla aynı olduğunu anlaması için ekonomik kriz mi olması gerekiyordu?

Cevap: EVET! 

Beyazyakalılar!  
Sizler de son tahlilde işçi ve proletersiniz!
Emeğinizi satarak, karşılığında kazandığınızla yaşamınızı geçindiriyorsunuz.
Birlik olarak, yani sendikal hareketin içinde yer almakla, işverene karşı daha büyük bir birlik ve pazarlık gücü oluşturursunuz, yani daha güçlenirsiniz.
Proleteryanın, yani emekçilerin sınıfsal çıkarları sadece yaşadıkları topraklarla değil, bütün insanlığın ve geleceğinin çıkarlarıyla özdeştir.
Ya proleter olduğunuzu unutmayıp dayanışma içinde hareket ederek güçleneceksiniz, ya da beyaz köle olarak yok olacaksınız.


 

categoria Kategori: Is Hayati | commentoYorum (yok) data2/12/2009

ÖNEMLİ LÜTFEN OKUYUN... (Alıntıdır)

Merhaba. 

Aşağıda anlatılan olay, dün akşam iş çıkışında (21 Kasım), bir mesai arkadaşımızın başına geldi.
Mailin yayılması faydalı olabilir.


Merhaba,


Dün akşam Personelim Ceylan Baday’ın başına gelen bir olayla ilgili bilgi vermek istiyorum.


Emniyetten aradığını söyleyen bir erkek, polis olduğunu ve hemen bulunduğu yeri söylemesini ve orada beklemesini, emniyete götüreceklerini söylemiş. Ceylan’da çok panik olmuş ve otobüste olduğunu, eve gittiğini söyleyince, otobüsten inip, bulunduğu mevkiyi söylemelerini istemiş ve arkadan birsürü telsiz sesleri filan gelmekteymiş. Otobüste olan yaşlı bir adam inmemesini, gerekirse en yakın polis karakoluna gideceğini gelip oradan alın demesini söylemiş. Ceylan’da nişanlısını aramış ve otobüsten inmemiş. Nişanlısıyla Bağlar Karakoluna gitmişler ve durumu anlatmışlar. Polis bunun bir ORGAN MAFYASI ÇETESİ olduğunu Bulgaristan’dan geldiklerini ve Adana’ya yeni sıçradığını ve bu şekilde rastgele numara çevirerek kişileri telaşlandırıp kandırdıklarını ve tüm organlarını alıp, biryere attıkları bilgisini vermişler. Arayan numara bilgileri Polise verilmiştir. Herkesin çok dikkatli olmasını istiyorum.


Bu konu çok ciddi ve önemli olup, tandığınız herkesi bilgilendirmenizi önemle rica ediyorum..


İyi çalışmalar,

Latif KIZILTAŞ
Cash & Main Cash TL

real
,-Hipermarketler Zinciri A.Ş METRO Group
Yeni Mah. Ögretmenler Blv. No:15/5 M1 A.V.M.
01360 Seyhan / ADANA

(
0 322 271 0001 Ext.5016 - 4200
2
0 212 410 8426
*
Latif.Kiziltas@real.com.tr

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data25/11/2009

DOMUZ GRİBİ HAKKINDA

DOKTORLAR İNTERNETTE VE TV LERDE SÜREKLİ ELİNİZİ YIKAYIN ŞUNU BUNU YAPIN DİYORLAR  FAKAT BİR ŞEYİ SÖYLEYEMİYORLAR >>>>>>

DOKTORLAR SÖYLEYEMİYOR BEN SÖYLEYİM EN İYİSİ :))

Doktorlar sürekli televizyonlarda domuz gribinden korunmak için yok ellerini yıka yok şöyle aksır yok böyle tıksır diyolar.

En güzel yöntem zamanında verilmiş bize işte.

Sabah güneş doğmadan önce kalkın.

Wc.ye gidin.

Sonra Banyoya.

İlk önce iki elinizi birden yıkayın.

Sonra Ağıza ve buruna dolu dolu 3 kere su alın ve boşaltın.

Sonra yüzünüzü 3 kere yıkayın.

Kollarınızı önce sağdan başlamak üzere dirseklere kadar 3 kere yıkayın.

Başınızın 1/4 ünü elinizle aşağı doğru sıvazlayın.

Sonra kulak içi ve dışını parmaklarla temizleyin.

Ensenizide unutmayın.

Sonra sağ ayaktan başlamak üzere ayak bilekleri ile birlikte yıkayın.

Bunu öğlen saatinde, öğle ile akşam arasında, akşam güneş batınca, birde yatmadan önce yaparsanız hem müslüman gibi yaşar hem de hastalıktan korunursunuz.

Zahmet olacak size ama ne yapalım. Ölüm içinde Allah(cc) sebepler halkediyor.

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data24/11/2009

Hadis ve Deneyler‏

Discovery kanalda 2 çarpıcı deneye denk geldim. İnsan izledikleri karşısında şaşırıyor ve hoşlanıyor haliyle...

Bizim yapmamız gereken bilimsel araştırmaların yabancı ülkelerde yapıldığını görünce ‘keşke bizim bilim insanlarımız da zaman zaman bu konularda yoğunlaşsalar” diye düşünmemek elde değil.

Bakın ne yaptılar...

Çalışmayı yürüten araştırmacılar denek grubu olarak yemeğe 5-6 kişi davet ettiler. Denekler aynı zamanda araştırmacıların tanıdıkları... Fakat katılımcılar yemeğe davetli olmakla beraber bir araştmada denek olarak kullanıldıklarının da farkında değiller.

Araştırmacılar denekler gelmeden önce sofraya özel bir sistem kurdular. Ortaya konulan büyükçe çorba tabağının altını önceden delmişler ve özel bir sistemle çorba eksildikçe tamamlamasını sağlayacak mekanizma kurmuşlar. Tabi bundan deneklerin haberi yok. Uzunca bir süre çorbaya kaşık salladılar...

Demiştik ya bunlar birbirini tanıyan kişiler. Araştırmayı yürüten ev sahibi durumundaki kişiler davetlilere, “eh artık yetiversin, doydunuz artık, çok yediniz, fazla yemek sağlığa zararlıdır ” diye takıldılar. Onlar da dediler ki, “yahu ne doyması, çorbanı bile yarısı hala duruyor...”

Araştırmayı yürütenler çalışmadan elde etmeyi düşündükleri sonucu görmenin keyfi ile kahkahayı patlattılar ve onlara gerçeği açıkladılar. Meğer çorba eksildikçe özel mekanizma alttan takviye ettiği için o vakte kadar koca 3 tabak dolusu çorba yemişler. Ama tabaktaki çorba bitmediği için hiçbir zaman yeterince yemiş gibi bir hisse de kapılmamışlar...

Gelelim hadis-i şerife...

Deneyi izlerken aklıma, hadis kitaplarının rızık bölümlerinde geçen o meşhur hadis-i şerif geldi... Neydi o hadis-i şerif: “Muhakkak ki bir kişilik yemek iki kişiye, iki kişilik yemek de üç ve dört kişiye yeter. Dört kişilik yemek de beş-altı kişiye yeter.”
Meğer sofradakiler yemeleri gerekenden 3 kat fazla yedikleri halde tokluk hissine kapılmamışlar ya, işte yukarıdaki hadis-i şerif bu durumumu anlamamızı daha da kolaylaştıyor.

Kısacası sofralarımızdaki yemekle o sırada bulunanların iki katı insan doyabilir. Sofralar açmak ve paylaşmak lazım.

İşin tam da bu noktasında Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’in, gıda krizinin küresel bir sorun olarak gündemini koruduğu şu günlerde dile getirdiği, zayıflamaya harcanan parayla 850 Milyon aç insanı doyurmanın mümkün olduğu tespitini hatırlamamak mümkün mü?

Rızıkta problem yok. Dağılımda problem var.

Tıpkı küresel ısınma iddialarında olduğu gibi...

Buharlaşıp bulut olan su miktarı ile, buluttan yine yağmur tanesi olarak yere düşen su damlacağı zinciri içinde zerre miktar azalma yok. Allah’ın rahmeti tastamam duruyor yerinde...

Bu sorunun temelinde de iklim değişiklikleirne neden olacak şekilde tabiatı hoyratça kirletmenin etkisi var. Bu nedenle bir yanda kuraklık yaşanırken öbür yanı sel götürüyor. Tıpkı, bir yan açlıktan kıvranırken, diğer yanda fazla beslenmekten kaynaklanan aşırı kiloların sorun olması gibi...

Azı haram olanın çoğu da...

Alkolün insan üzerindeki etkisini ölçen diğer deney de şöyleydi...

Araştırmacılar 4 bayan deneği bir cafeye davet ettiler. 2 erkek denekten bu bayanları güzellikleri ölçüsünde puanları ile değerlendirmeleri istendi. Erkekler 4 bayanı bir müddet izlediler ve güzellik derecelerine göre puanladılar.

Sonra erkek deneklerin her birine koca bardak içinde 1’er litre bira ikram edildi. Bira içerken bayan denekleri görmelerine fırsat verilmedi.

1’er litre bira içildikten sonra ellerine puanlama kartonu verildi ve bayanları yeniden puanlamaları istendi. Erkek deneklerin bira aldıktan sonra yaptıkları puanlamada her birinin bira içmeden önceki duruma göre yüzde 15’e yakın daha fazla puan verdikleri görüldü. 1 litre bira içmenin bile deneklerin bakış açısını değiştirdiği anlaşıldı. Kaldı ki bira alkol oranı düşük alkollü içeceklerden. Kim bilir rakı veya daha sert diğer alkollü içecekler kullanıldığında karşıdakini algılama durumu nasıl gerçekleşiyor.

Hz. Aişe (r.a.)’den nakledilen bir hadisi şerifte de, sarhoşluk veren her içkinin azının da çoğunun da haram olduğu bildirilmiştir.

Şimdi benim korkum, kendini yeterince güzel hissetmeyen veya eşinin kendisini daha güzel algılamasını isteyen bayanların bu araştırmayı okuduktan sonra eşlerinin önüne habire birayı veya başka alkollü içeceği dayamaları ve içmeye teşvik etmeleri... J Ama unutulmasın ki bu işin bir de ayılma safhası var...

İyisi mi, herkesin olduğu gibi görünmesinde, en azından böyle riskli uygulamalara yönelmemesinde fayda var. Mesele sadece onların bakış açısını değiştmek değil, kendi bakış açısını değiştirerek de güzel görünmeye gayret etmek olmalı. Sanırım böylesi daha kestirme yoldur...

Kadınların eşlerini daha yakışıklı algılamalarına yönelik ne tür deneyler yapıldığına gelince... İzlemem sürüyor. Denk gelirsem onu da paylaşırım...

İnsan hakikaten enteresan bir varlık. Bakalım daha neler öğreneceğiz.

Hazır söz yemekten içmekten açılmışken, bizlere zarafeti ve beyefendi olmayı hatırlatan bir hadis-i şerif ile yazımıza son verelim.

“Sofra kuruldumu, hiç kimse sofra toplanıncaya kadar yemekten kalkmasın. Doysa bile, herkes bırakmadan, yemekten elini çekmesin, yemeye devam etsin. Zira kişi (erken çekilirse) arkadaşını mahçup eder, o da bırakır. Halbuki arkadaşının daha yemeye ihtiyacı vardır.”
 
Prof. Dr. Osman ÖZSOY

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data24/11/2009

YARINI GÖREMİYORUM

          İçi sıkılıyordu. Anlayamadığı bir duygu içini burkuyordu.

En iyisi ona gitmekti. O yardımcı olabilirdi.

Telefon açtı kahine.

"İmkansız, tam çıkmak üzereydim."

"Lütfen" dedi, kadın, kendisini kıramayacağını düşünerek....

Çok zengindi kadın, ülkenin en zenginlerinden. Doğaüstü güçlere inanırdı ve kahinin müdavimlerindendi... Tabii ki kahin böyle iyi bir müşterisini kıramamıştı.

Karşılıklı oturuyorlardı. Önlerindeki suya baktı kahin, Kaşları çatıldı, gözbebekleri büyüdü, alt dudağı düştü, kafasını kaldırıp ona baktı "çok üzgünüm" dedi, durakladı, belli ki söylemek istemiyordu.

"Ne?" dedi kadın ısrarla ve kahin söyledi:

"Su'da yarını göremiyorum..."

Yıkılmıştı kadın. Medyum bugüne kadar hiç yanılmamıştı. Yarın olmadığına göre bu gece ölecekti. Ne yapmalıydı? Evine gitti, vasiyetini yazdı, biraz televizyon izledi. Uykusu gelmişti. Son gecesiydi ve ne yapacağını bilmiyordu. En iyisi uyumaktı. Böylece ölürken hiçbir şey hissetmezdi.

Yatağına uzandı, gözlerini kapattı ve... Derin bir uykuya daldı.

Uyandığında güneş yeni doğmuştu,  kuş sesleri geliyordu. "Cennette miyim?" diye düşündü.

Her şey gece bıraktığı gibiydi.

Kalktı, sabahlığını giydi, salona indi, her şey normal gözüküyordu kahin bu kez yanılmış mıydı acaba?

Masanın üstündeki gazeteye gözü ilişti.. Manşette şöyle yazıyordu:

"Ünlü Kâhin Öldü"
Hayatlarını kendi kararları ile yaşamak yerine

başkalarının kararları ile yaşamayı seçenlere..

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data24/11/2009

Sert bakış çocuğun zekâsını olumsuz etkiliyor

Sevgiyle büyüyen çocukların özgüvenleri tam olurken, ailesinden korku ve şiddet görenler hayata zor tutunuyor. Londra'daki bir anaokulunda pedagogluk yapan M. Grace Austin, çocuk eğitimi üzerine ailelere ciddi uyarılarda bulunuyor.   


İngiliz pedagog, 6 yaş altı çocukların yetiştirilmesinde en önemli gıdanın sevgi, ilgi, birlikte oyun oynama olduğunu söyledi. Kötü söz ve sert bakışın miniklerin karakter ve zekâ oluşumunu olumsuz etkilediğine dikkat çeken Austin, çocukla yapılan en güzel iletişimin gülen gözlerle bakmak olduğunu vurguladı.


'Sevginin çocuğun karakter oluşumuna etkisi'ni araştıran M. Grace Austin, 3 ay süren anket çalışmasında 800 aileyle görüştü. 0-6 yaş arasındaki bin 100 çocuk üzerinde gözlem yaptı. Ebeveynin tavrının çocuk gelişimindeki en önemli etken olduğunu anlatan İngiliz pedagog, "Gözlemleme sonucunda anne ve babası düzgün konuşan çocukların düzgün konuştuğunu gördüm.

Sevgiyle büyüyen çocuğun beden ve ruhsal gelişimi sağlıklı oluyor. Özgüvenleri tam olduğu için derslerinde de başarılı oluyorlar." dedi. Austin, anne ve babanın evladının sorularına cevap verirken yalana başvurmamasını önerirken, bunun çocuğun ailesine karşı güven duygusunda büyük önem taşığını ifade etti. Annelere çocuklarının bir yeri incindiğinde öpmelerini tavsiye ediyor.
 

Londra'da Empati Hipnoretapi Merkezi'nde hipnoterapist olarak çalışan Yunan asıllı psikolog Maria Molder de, anne ve baba sevgisini eşit alan çocuğun karakter yapısının daha düzgün olacağını söyledi.

6 yaş öncesi fiziksel şiddet ve korkuyla yetişen çocukların gençlik çağında topluma intibaklarında sorunlar yaşandığını belirten Molder'a göre, çocuk ve insan iletişiminde sevgi ve saygı dilinin açamadığı hiçbir kapı, çözemediği problem yok.

Bu yaştaki çocukların bellekleri kamera gibi her şeyi kaydettiği için hatıralarını ölünceye kadar hafızadan çıkarmıyorlar. Sevgiyle büyüyenler, başkalarına da hep sevgi ve merhamet gösterdiğine dikkat çeken Molder, "Küçüklere kötü söz, darp ve şiddet uygulamak ise gelecek adına yapılabilecek en büyük kötülük. Kötü davranış çocuğu yalancılığa itiyor." diyor.
 

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data24/11/2009

Günümüz Cahiliye Toplumu ve Davranış Tarzları.

Bazı arkadaşlar cahiliye toplumu lafından hoşlanmıyorlar, bu davranış özellikleri; o yada bu şekil herkes de olabilir.

Amacımız başta kendimiz olmak üzere çevremizdeki dost ve yakınlarımızı uyararak doğru yola davet etmektir başka da amacımız yoktur.

 

 

-Cahiliye insanının genel özellikleri;

- Fazla düşünmeyen;

- Herhangi bir dünya görüşü olmayan;

- Gününü gün etmeye yada hayatını kazanmaya çalışan;

- Küçük hesaplar, basit zevkler ve çıkarlar peşinde koşanlardır ki bunlar her devirde insanlığın çoğunu oluşturmuştur.

 

-Kullandıkları kalıplar;

-21.yy'da, bu devirde,

uzay çağında,

batıda...

 

-Cesaret ve şevk aldıkları noktalar;

-mantıklı ve tutarlı olmaktan değil çoğunluğun iddialarını savunuyor olmaktır. "ÇOĞUNLUK"

 

-Mutlak doğru olarak kabul ettiklerinin özellikleri;

- Adı: "Hayatın gerçekleri" dir.

- Toplumun genelinin yaşam tarzı ve dünya görüşüdür ve tek ölçüleridir.

Bu kavramların hiçbiri ne bilimsel nede mantıksaldır.

 

- Kibirli insan kendi aklını, kültürünü, bilgisini herkesten üstün görür.

 

-----

116- Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.' (6. ENAM SURESİ 116)

 

-Yaptıkları

İnsanlara Tapınma

 

-Sloganları

Benim için uyanık desinler, zeki desinler,

güzel desinler, neşeli desinler, hoş sohbet desinler, becerikli desinler,

aman sakın ha cimri, bencil demesinler, saf demesinler, cahil demesinler...

 

-Özellikleri :

Allah'ı unutarak İnsanların rızasını kazanmaya çalışırlar,

İnsanlardan Allah'tan daha fazla korkarlar.

İnsanların ne dedikleri kendileri için çok önemlidir.

Sahtekarlık yapmadan, çıkarcı, sinsi, iki yüzlü olmadan sadece güzel ahlaklı olarak rahat bir hayat yaşanabileceğine kesinlikle ihtimal vermezler. !!!!

 

-Mantıkları: "Hayatın Gerçekleri"

"Elbette din vardır, ama bir de hayatın gerçekleri vardır. "

"Kötülüğe kötülükle karşılık vermek en doğru olan davranıştır."

Fedakarlık yapan kişiye "iyi niyetli ama saf"

Dünya "bir kurtlar sofrası" veya "ancak güçlülerin ayakta kalabilecekleri bir arena"

 

 

 

-Sonuç olarak:

Ahlaki dejenerasyon, insan ilişkilerindeki yozlaşma, menfaate dayalı ilişkiler, güçlünün zayıfı ezmesi, acımasızlık, zalimlik, sahtekarlık, düşmanlık gibi fiiller toplum içinde hayat sahası bulur.

Kendilerinin de sürekli şikayet ettikleri dejenerasyonun kökeninde kendi bencil tutkularına uymaları ve Allah'a eş koşmaları olduğunu düşünmezler.

Çözümü; ekonomik, sosyal ve kültürel reformlar yaparak, ülkenin zenginliğini arttırarak ve teknolojilerini geliştirerek çözebileceklerini düşünürler.

-----

29. Allah (mü'min ile müşrik'in halini anlatmak için), geçimsiz efendileri olan(köleyi) bir adamla, yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı(başka bir köleyi)

misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Övülmek Allah içindir, fakat çoğu bilmezler. (39. Zümer Suresi 29)


 

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data23/11/2009

Hayat Bir Çocuğa Nasıl Anlatılmalı ?

Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun
karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman
harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını
alırsın.

-Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden
olgunlaşamayacağını...

-Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı,
birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden 'neden ben değil de o demeden...

-Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi, ama aynı zamanda
kaybetmeyi öğrenmesini. Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip
olanları gösterecek hayat ona.

-Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin birgün keyif vermeyebileceğini, kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu.

-Gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi
tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret.
Kitaplardan keyif almasını.

-Ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını,ama okumayı sevmesini öğret ona. Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum,ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı.

-Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona, sıkılıp ta kendini yönlendirmeyi bulmasını.

-Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat. Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla.

-Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona.

-Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli olduğunu öğret. Alın terine saygıyı öğret ona.

-Kendi doğruları üzerinden kimsenin onu yargılamasına izin vermemesi
gerektiğini öğret, başkalarını da kendi doğruları üzerinden yargılamamayı. ... Bunun başkalarını dinlememek olduğunu değil,söylenenleri kendi eleğinden geçirmesi gerektiğini öğret.

-Kendi fikirlerine inanmanın güzelliklerini anlat.Hayatı sorgulamayı
öğret ona...

-Bilginin en büyük güç olduğunu öğret.Yapabilirse bunu en büyük fiyata satmasını, ama kalbini ve ruhunu kendisine saklaması gerektiğini öğret. Haklı olduğu konuda sonuna kadar diretmesini öğret ve haklıyken dik durmasını.

-Günün birinde yaptıkları değil yapmadıkları için pişmanlık duyabileceğini öğret..

-Basit yaşaması gerektiğini öğret ona, çay içmekten keyif almayı...

-'İstemiyorum' ,'hayır' demeyi öğret ona, istediğinde ise 'istiyorum' demeyi.

-Sevdiğinde ise' seni seviyorum' diyebilmeyi öğret ona.

-Bir kot pantolon ve tişörtle üniversiteyi bitirmeyi öğret ona. Temiz kokmasını...

-Sorgusuz sevmeyi... El yazısı ile notlar yazmayı... Lafı dolandırmamayı ....Sevdiklerinin hiçbir zaman çantada keklik

olmadığını, dostluğa yatırım yapması gerektiğini, kıymetini
bilmeyenlerden uzaklaşmasını öğret ona. Müziği sevmesini, sporla
barışık yaşamasını.

-İşlerin hiçbir zaman bitmediğini söyle ona, en yoğun zamanda bile
kendine vakit ayırması gerektiğini öğret...

-Ama en çok da kendini sevmesini öğret... Kendini sevmezse kimsenin
onu sevmeyeceğini...Kendine çiçek almazsa kimseden çiçek beklememesi gerektiğini.Kendine özenli yemekler yapıp sofralar kurmazsa kimsenin onun için yemek hazırlamayacağını...Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona...


 

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data23/11/2009

Acının Gizlediği Armağan

 Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı.
  Gemiden sağ kurtulan adamı dalgalar,

  küçük, ıssız bir adaya kadar sürükledi.

> Adam ilk günler kendisini kurtarmasını için

 
> Allah'a yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı.

 
> Ama ne gelen oldu, ne giden...

> Daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı

> hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklardan bir kulübe yaptı.

> Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve,

> pusula gibi eşyaları bu kulübeye koydu.

> Günler hep aynı şekilde geçiyordu.

> Balık avlıyor, pişirip yiyor ve ufku gözlüyor,

> kendisini kurtarması için Allah'a dua ediyordu.

> Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı,

> geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü.

> Duman, dans ede ede göğe yükseliyordu.

> Başına gelebilecek en kötü şeydi bu.

> Keder ve öfke içinde donakaldı.

> Şimdi bu ıssız adada, başını sokabileceği bir kulübe bile kalmamıştı.

> "Allah'ım, bunu bana nasıl yapabildin?" diye feryat etti.

> O geceyi keder ve üzüntü içinde geçirdi.

> O kadar dua ettiği halde, başına bu olay geldiği için sitemler etti.

> Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta

> olan bir geminin düdük sesiyle uyandı!

>

> Bitkin adam kendisini kurtaranlara sordu;
> "Benim  burada olduğumu nasıl anladınız?"

>

> Cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı:
 
> "Dumanla verdiğiniz işareti gördük!"


> Canımızı sıkan, göz yaşlarımızı inci gibi
> döküveren olaylar sessiz bir kurtuluş çağrısı,
> bir mutluluk davetiyesi belki de...
> İlk bakışta dayanılmaz gelen acı anlar,
> sonrasında kalbimizi kuş gibi hafifleten,
> ruhumuzu ısıtan tatlı tecrübelere dönüşüyor.

> Aydınlıkta seçe meyeceğimiz bir ışık, karanlık basınca fenerimiz oluyor.
> Keyfimiz yerindeyken burun kıvırdığımız
> tavsiyeler, yaslı anlarımızda imdadımıza yetişiyor.
> İyilik hallerinde sırt çevirdiklerimiz, zor
> anlarda sırtımızı dayadıklarımız oluyor.

 
 Hikayede yanan kulübenin dumanıyla kurtuluş umudunun yeşermesi gibi,

> yaşamımızdaki kırık dökükler,
> yıkıntı ve ziyanlar,
> kayıp ve yenilgiler,
> yenilenmenin,
> yeniden doğuşun tohumlarını ekiyor aslında...
> Acı, derinlerinde gizlenen tatlı hediyelerle dolu.

 
 Yapmamız gereken, acıyla barışıp onu çözümlemek,
      gizlediği armağanı kalbimize buyur etmek...

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data23/11/2009

Beyine zarar veren alışkanlıklar

BRAIN DAMAGING HABITS (Beyine zarar veren alışkanlıklar)

1. No Breakfast (Kahvaltı etmemek)
People who do not take breakfast are going to have a lower blood sugar
level. This leads to an insufficient supply of nutrients to the brain
causing brain degeneration.

(Kahvaltı etmeyen kişiler, düşük bir kan şekeri seviyesine sahip olur. Bu durum beyin için yetersiz besin tedarik edilmesine ve sonunda beyin dejenerasyonuna yol açar.).
 
2 . Overeating (Aşırı ısınma)
It causes hardening of the brain arteries, leading to a decrease in mental
power.
(Beyin arterlerinin sertleşmesine neden olarak, zihin gücünün azalmasına yol açar).

 

3. Smoking (Sigara içmek)

It causes multiple brain shrinkage and may lead to Alzheimer disease. (Çoklu beyin büzülmesine neden olur ve Alzheimer hastalığına yol açabilir).
 

 

4. High Sugar consumption (Yüksek şeker tüketimi)

Too much sugar will interrupt the absorption of proteins and nutrients causing malnutrition and may interfere with brain development.
(Çok fazla şeker proteinlerin ve besinlerin emilmesini durdurur ve dengesiz beslenmeye neden olur ve beynin gelişmesine engel olabilir.)

5. Air Pollution (Hava kirlenmesi)

The brain is the largest oxygen consumer in our body. Inhaling polluted air decreases the supply of oxygen to the brain, bringing about a decrease in brain efficiency.
(Beyin vücudumuzda en çok oksijen tüketen organdır. Kirli havanın teneffüs edilmesi, beyne giden oksijeni azaltır ve beynin veriminde düşüş yaratır).

6 . Sleep Deprivation (uyku yetersizliği)

Sleep allows our brain to rest. Long term deprivation from sleep will accelerate the death of brain cells.
(Uyku beynimizin dinlenmesini sağlar. Uykudan uzun vadeli yoksunluk beyin hücrelerinin ölmesini hızlandırır.)

7. Head covered while sleeping (Uyurken kafayı örtmek)

Sleeping with the head covered increases the concentration of carbon dioxide and decrease concentration of oxygen that may lead to brain damaging effects.

(Kafayı örterek uyumak, karbondioksit  konsantrasyonunu arttırır ve beyne hasar veren etkilere yol açabilir.)

8. Working your brain during illness (Hastalık sırasında beyni çalıştırmak)
Working hard or studying with sickness may lead to a decrease in effectiveness of the brain as well as damage the brain.

(Hasta iken çok çalışmak veya öğrenmek beyin etkenliğinin azalmasına yol açabilir ve ayrıca beyne hasar verebilir.)

9. Lacking in stimulating thoughts (Uyarıcı düşüncelerde eksiklik)
Thinking is the best way to train our brain, lacking in brain stimulation thoughts  may cause brain shrinkage. Crosswords and Sudoku provide good exercises.

(Düşünmek beyin jimnastiği için en iyi yoldur, beyni uyaran düşüncelerin eksikliği beyin daralmasına yol açabilir. Çapraz bulmaca ve Sudoku iyi egzersiz sağlar.)

10. Talking Rarely (Az konuşmak)
Intellectual conversations will promote the efficiency of the brain.

(Zihinsel sohbetler beynin etkinliğini geliştirir.)

THE MAIN CAUSES OF LIVER DAMAGE ARE:
(Karaciğer hasarının ana nedenleri:)   

1. Sleeping too late and waking up too late.
Çok geç uyuma ve çok geç kalkma.)

2. Not urinating in the morning.

(Sabahları çiş yapmamak)

3. Too much eating.
(çok fazla yemek)

4. Skipping breakfast.
(Kahvaltıyı atlamak)

5. Consuming too much medication.
(Çok fazla ilaç tüketmek)

6. Consuming too much preservatives, additives, food coloring, and artificial sweetener.
(Çok fazla koruyucu, gıda katkısı, gıda boyası ve yapay tatlandırıcı tüketmek)

7. Consuming unhealthy cooking oil. (Sağlıksız pişirme yağı tüketmek)
As much as possible reduce cooking oil use when frying, which includes even the best cooking oils like olive oil. Do not consume fried foods when you are tired, except if the body is very fit.
(İçinde en iyi pişirme yağı olan zeytinyağı bile olsa, kızartma yaparken mümkün olduğunca pişirme yağını azaltın. Yorgun olduğunuzda, eğer vücudunuz formda (zinde) değilse kızarmış gıdalar tüketmeyin.)  

8. Consuming raw (or overly done) foods also adds to the burden of liver.
Veggies should be eaten raw or cooked 3-5 parts. Fried veggies should be
finished in one sitting, do not store.
[Çiğ (veya fazla pişmiş) gıdaların da tüketilmesi karaciğere ağır yük olur. Sebzeler çiğ veya 3-5 kısım pişirilerek yenmelidir. Kızarmış sebzeler bir öğünde bitirilmeli, saklanmamalıdı r.]

THE TOP FIVE CANCER CAUSING FOODS ARE:
(Kansere en çok neden olan 5 gıda)


1. Hot Dogs (Sosisli sandviç)

Because they are high in nitrates. the Cancer Prevention Coalition advises that children eat no more than 12 hot dogs a month. If you can't live without hot dogs, buy those made without sodium nitrate.

(Zira içinde çok fazla nitrat vardır. Kanser koruma koalisyonu, çocukların ayda 12 adetten fazla sosisli sandviç yememelerini önermektedir. Sosisli sandviçsiz yapamıyorsanız, sodyum nitratsız yapılan cinsini satın alın.)  

2. Processed meats and Bacon (İşlenmiş et ve domuz pastırması)  

Also high in the same sodium nitrates found in hot dogs, bacon, and other
processed meats raise the risk of heart disease. The saturated fat in bacon
also contributes to cancer.
(Sosisli sandviçte, domuz pastırmasında ve diğer işlenmiş etlerde bulunan aynı yüksek sodyum nitrat aynı şekilde kalp hastalığı riskini yükseltir. Domuz pastırmasında doymuş yağın aynı şekilde kanserde payı olur.)

3. Doughnuts (yağda kızarmış şekerli çörek veya lokma)

Doughnuts are cancer-causing double trouble. First, they are made with white flour, sugar, and hydrogenated oils, then fried at high temperatures.
Doughnuts, may be the worst food you can possibly eat to raise your risk of cancer.
(Lokmalar kansere yol açan çiftli dertlerdir. Birincisi, bunlar beyaz undan, şekerden ve hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar, belki de kanser riskini arttırmak için yiyebileceğiniz en kötü yiyecektir.

4. French fries (kızarmış patates)

Like doughnuts, French fries are made with hydrogenated oils and then fried at high temperatures. They also contain cancer- causing acryl amides which occur during the frying process. They should be called cancer fries, not French fries.
(Lokmalar gibi, kızarmış patates de hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar ayrıca, kızarma işlemi sırasında ortaya çıkan ve kansere neden olan akrilamid maddesini de içerir. Bunlara “French fries” değil, “kanser fries” olarak çağırılmalıdır.)

5. Chips, crackers, and cookies (Cips, kraker ve kurabiye, bisküi)  

All are usually made with white flour and sugar. Even the ones whose labels claim to be free of trans-fats generally contain small amounts of
trans-fats.
(Tümü genellikle beyaz un ve şekerden yapılır. Etiketinde “trans yağlar içermez” yazılı olsa bile, genellikle az miktarda trans yağ vardır.)

 

 
 PASS THIS TO ALL WHOM YOU LOVE & CARE FOR......... ....
(Bu yazıyı tüm sevdiklerinize ve önem verdiklerinize aktarın....)
 _._,___
--
Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelerinize dönüşür
Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür
Duygularınıza dikkat edin , davranışlarınıza dönüşür
Davranışlarınıza dikkat edin , alışkanlıklarınıza dönüşür
Alışkanlıklarınıza dikkat edin , değerlerinize dönüşür
Değerlerinize dikkat edin , karakterinize dönüşür
Karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür . . .

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data23/11/2009

KIRIK CAM TEORİSİ


KIRIK CAM TEORİSİ
 
""Yıllar öncesi. Öğrenciyim. Hava sıcak ve yorgunum. Az sonra bineceğim otobüste de oturamayacağım kesin. Bari beklerken dinlenebilirdim. Duraktaki banka oturmaya niyetlendim. Ama garip ki, benden önce oturanlar oturak yerine ayaklarını koymuşlar, bankın arkalığını da oturmak için kullanmışlardı. Gençler öyle otururdu o zamanlar. (Herkes gibi otururlarsa, yaşlı sanılmaktan mı korkarlardı?) "Böyle gelmiş, böyle gider"di. Ben de onlar gibi oturmak zorunda kaldım. Ayakkabılarımı oturak yerine koydum, koltuğun arkalığının daracık ucuna yerleştim. Çok geçmedi ki banka benim gibi oturamayacak yaşlı teyze, benden önce banka benim gibi oturan gençlerin hepsinin hesabını bana sordu. İyice bir fırça yedim. Ben o azarı hak etmemiştim ama o haklıydı. Sustum. Meğer ben o koltuğa oturmadan yıllar önce, ABD'de bir araştırmacı, o teyzeye karşı yaşadığım acı mahcubiyetin hesabını yapmışmış. Şimdi haberim oldu. "Kırık Cam Teorisi" hesabıymış bu.   Anlatıldığı kadarıyla: "Kırık Cam Teorisi" ABD'li suç psikoloğu Philip Zimbardo'nun 1969'da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmiş. Zimbardo (http://en.wikipedia.org/wiki/Philip_Zimbardo), suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model otomobil bıraktı. Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri izledi. Bronx'taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı. Ardından Zimbardo ve iki öğrencisi 'sağ kalan' otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil oldu. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti. "Demek ki" diyordu Zimbardo, "ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz. "   Şimdi niye o banka öyle oturduğumu anladım. Ve benim olmayan suça nasıl da kolayca katılabildiğime, hatta onu çoğalttığıma şaşırmadım. Ayrıca benden önceki suçların hepsinin hesabının bana sorulmuş olması da gerekiyormuş.
 
"Kırık Cam Teorisi"nin takipçileri bakın ne diyor: "Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım."
 
Bunları niye mi anlattım? Kalbimizde ucundan kıyısından kırılmış camlar taşıyoruz sürekli... Ruhumuzun başköşelerine ilk başta önemsiz gözüken, laf etmeye değmez çöpler bırakıyoruz her gün. Küçük küçük günahlar, minik minik hatalar camı kırık araba gibi diğerlerini de camları kırmaya, kapıları çerçeveleri indirmeye teşvik ediyor. Pişmanlığımızı fırsat bilip ortadan kaldıracak kadar ciddiye almadığımız "çöpler"imiz, sürçmelerimiz, kötülüklerimiz, ayıplarımız, kokuşmuş çöp dağlarına, kötülük yığınlarına kapı aralıyor. "Böyle gelmişse, böyle gider" diye kendi kendimizi ağır veballer altında ezdirdikçe ezdiriyoruz.
Kırık camın oradaki varlığı, diğer camların da kırılabileceğine dair bir haklılık üretir içimizde. Çöpün bizden önce oraya atılmış olması, oraya çöp atmanın bir alışkanlık olduğunu söyler bize. Çok geçmeden biz de o alışkanlığa alışır, alışık olunanı yapmakta haklı görürüz kendimizi. Cam ilk kırıld ığında hafife alırsak, ağırlaşır cam kırıkları. Çöp ilk atıldığında umursamazsak, umursamazlığımız bir çöp dağını besler.
Tam da "hafife almakla" açılan, "umursamazlıkla" genişleyen bir "yol(suzluk) "u tarif eden sûre'nin (Mutaffifîn) berceste ayetinin konusudur "cam kırıkları teorisi": "Yapmaya alıştıkları kötü işler, gitgide kalplerini paslandırdı." (Mutaffifîn, 83/14).
 
Bir de aynı ayeti yorumlayan Efendimiz'in [asm] küçümseyerek/hafife alarak ilerlediğimiz yol(suzluk)u tarif edişine kulak verelim: "İnsan bir günah işler ve onu tevbe ile silmezse, kalbinde bir leke olarak kalır. Eğer tevbe ederse kalbi yine parlar. İkinci bir günah işlediğinde ise o leke büyür. Ve kalb günah işleye işleye öyle bir kararır ki, bütün kalbi ele geçirir."
Bu yüzden galiba... Masum görünen her hata, her günaha yaklaşış, bir büyük günaha doğru sürüklüyorsa bizi, ilk atılan çöpü k aldırmamaktandı r  bu.""

 

Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelerinize dönüşür
Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür
Duygularınıza dikkat edin , davranışlarınıza dönüşür
Davranışlarınıza dikkat edin , alışkanlıklarınıza dönüşür
Alışkanlıklarınıza dikkat edin , değerlerinize dönüşür
Değerlerinize dikkat edin , karakterinize dönüşür
Karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data23/11/2009

KEŞKE SARI ÖKÜZÜ VERMESEYDİK... ibretlik

Ormanın birinde...

Aslanlar toplanmış.

"Yahu" demişler, "Hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader....

Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük...

Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor,

ee balık yakalayacak halimiz de yok...

N'aapsak?"

Bir tanesi "En iyisi, ÖKÜZLERE SALDIRALIM" demiş,

"iri yarı görünüyorlar ama ne pençeleri var, ne dişleri diş...
Tam dişimize göre!"

Olur mu? Olur.

Hücum!

Ama evdeki hesap çarşıya uymamış;

Öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer...

Örgütleniyorlar oluyor lar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış .

Aslanlar aç bilaç.

N'aapsak, n'aapsak?

"Tilkiye danışalım" demişler.

Tilki "kolay" demiş,

"Beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi
halledeyim.. ."

Kabul etmişler.

Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş,

"saygıdeğer öküzler" demiş,

"aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar.. . Ama

Şu aranızdaki SARI ÖKÜZ var ya, sarı öküz, İŞTE SORUN O...

Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, VERİN ŞU SARI ÖKÜZÜ,

KURTULUN KARDEŞİM, HUZUR İÇİNDE YAŞAYIN!"


Öküz heyeti düşünmüş taşınmış, **
**
"BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN" **

mantığıyla, verivermişler sarı öküzü...

Aslanlar da afiyetle yemiş.

Bir gün, iki gün....

Tilki gene gelmiş.

"Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz"
demiş ve

eklemiş: "Ama şu BENEKLİ ÖKÜZ var ya, benekli öküz,
o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş,
canları çekiyor, VERİN, KURTULUN!"

Öküz heyeti düşünmüş, **
**
"OTLAĞIN SELAMETİ İÇİN" ** Ver Kurtul!

Teslim etmişler benekli öküzü...

Üç gün, dört gün...
Tilki gene gelmiş.

KUYRUĞU UZUN OLANI...

BURNU BEYAZ OLANI...

TOMBUL OLANI...*
*
Tek tek alıp, gitmiş öküzleri.

Otlak seyrelmiş.
Aslanlar semirmiş..

Bir gün... Tilki gelmemiş!
Gerek kalmamış çünkü.

Doğrudan Aslan gelmiş.
**
"Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz,
adamı hasta etmeyin" demiş.**

Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler, **
**
"KEŞKE SARI ÖKÜZÜ VERMESEYDİK" demişler, ama İŞ İŞTEN GEÇMİŞMİŞ.**
***
İşte böyle arkadaşlar

Öküzlük böyle bir şeydir işte. .


categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data23/11/2009

Ölün ve Yaşam (ölünçe yaşamı hatırlamak)

Bir anda uykudan kalktim

çok ilginç bir ışık gördüm ama odanın ışığı kapalıydı
bir baktım saat 3:30 gece  fecir vakti
peki gördüğüm bu kadar ışık nerden
-----
birden şaşırıp kaldım baktım ki elimin yarısı duvarın içinde
hemen elimi çıkardım korku içinde oturup elime bakıyordum
tekrar elimi duvara dogru uzattım yine elim duvarın içine giriyordu!!!!!!!!

--
bir gülümseme sesi duydum

 

Yüzümü kardeşime dogru çevirdim, yatıyordu
korku içinde yatağımdan kalkıp kardeşimi uyandırmaya gittim
ama cevap vermedi
annemin odasına doğru gittim
babamı uyandırmaya çalıştım

birilerinin bana cevap vermesini istiyorum ama kimse cevap vermiyordu


annemi uyandırmak üzereyken, baktım ki annem uykudan uyandı

uykudan uyandı ama benimle konşmuyordu
---
Bismillahirrahmanirrahiim diyordu ve tekrarlıyordu

babamı uyandırdı, kalk kalk bir bakalım çocoklara dedi annem

şimdi zamanımı bırak uyuyayim yarın ola hayr ola dedi babam

ama annemin israrı üzerine babam kalkıverdi şaşkınlık içerisinde beraber odamıza doğru geldiler

---
başladım bağırmağa, anne, baba, ama hiç birisi cevap vermiyordu!!!

annemin elbisesini çekiyor beni dinlemesini istiyordum ama annem beni hissetmiyordu!!!

başladım annemin arkasından yürümeye ta bizim odaya kadar

odamıza girdi ve ışıkları açıverdi
ama benim için fark etmiyordu çünkü benim için her taraf ışıktı

tam o sırada çok ilginç bir şeyle karşılaştım
---
kendi vücudumu  gördüm!!!

evet kendi vücudumu

 

oturup kendi kendimi seyrediyordum, iki taneydim

kendi kendime soruyordum kimdir bu acaba? Nasılda bana benziyor!!!

başladım kendi kendimi uyandırmaya, bu kabustan kurtulayım diye

ama uyanamadım
---
babam dedi ki bak yatıyorlar işte hadi yerimize gidelim

 

ama annem sakin olamadı ve benim uyuduğum yatağa doğru gelerek

beni uyandırmaya başladı kalk muhammed kalk bana cevap ver

ama cevap veremiyordu!!!
 

bir kaç defa uğraştı ama yok. Birden baktım ki babamın gözlerinden yaşlar dökülüyor

o babam ki şimdiye kadar onun göz yaşlarını görememiştim

bağırışmalar başladı oracık yerden .. kardeşim uyandı ve sordu ne oldu?

annem ona bağırarak, abin muhammed olmüş çok acıklı bir şekilde ağlıyordu

---
bağırmalar fazlalaştı

anneme giderek, anne ağlama ben burdayım bak bana!!

ama kimse bana cevap vermiyordu, neden?

oturup bağırmaya başladım, burdayım bakın işte

ama kimse cevap vermiyordu

başladım bağırmaya ya rabbi, ya rabbi ne olur beni bu rüyadan ve olduğum durumdan kurtar

---
uzaktan bir ses duydum ve geldikçede yükseliyordu

bu ses Allah'u taalenin bir ayeti idi
((andolsun sen bundan gaflette idin, derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir))

birden iki kişi beni tuttular, ama insan değillerdi

çok korktum !!

başladım bağırmaya, bırakın beni, siz kimsiniz? Ne istiyorsunuz?

kabire kadar senin gardiyanlarınız dediler
----
ben ölmedim, daha yaşıyorum dedim

neden beni kabire götürüyorsunuz? bırakın beni!! Ben hissediyorum, konuşuyorum ve görüyorum, ben ölmedim

bana gülümseyerek cevap verdiler

dediler ki, ey insanlar sizler çok ilginç yaratıklarsınız, sanıyorsunuz ki ölüm hayatın sonudur ama bilmiyorsunuz ki asıl olan sizin yaşadığınız hayat bir rüyadan ibaret olup öldüğünüz zaman uyanıyorsunuz.

beni kabire doğru çekiyorlardı hala

 

yoldayken baktım ki benim gibi insanlar ve yanlarında da aynı o iki yaratıktan var, kimi ağlayor kimi gülüyor ve kimi ise bağırıyordu

onlara sordum neden böyle yapıyorlar?


dediler ki, bu insanlar şaşkınlık içerisindeler, nereye gittiklerini biliyorlar, kimisi dalalettedir.. korku içinde sözlerini keserek sordum:

ateşe gidiyorlar mi yani?
evet dediler '

konuşmalarına devam ederek, o gülenler ise cennete gidiyorlar

hemen sordum onlara, peki ben nereye gidecem??

dediler ki, sen bazen iyi gidiyordun, bazende kötü

bazen tövbe edip ertesi gün günah işliyordun ve izlediğin yol tam olarak belli değildi

ve hep öyle yitik kalacaksın

sözlerini korku içerisinde keserek sordum:

yani ben ateşemi gidiyorum yoksa?

 

Onlarda, Allahın rahmeti geniştir ve yolculukta uzundur dediler

---
yüzümü çevirdim korku içerisinde baktım ailem, babam, amcam, kardeşlerim ve akrabalarım hepsi

Bir sandık içinde beni taşıyorlardı

Onlara korkarak gittim ve onlara dedim ki benim için dua edin lütfen

Ama kimse bana cevap vermiyordu
kimi ağlıyordu kimi ise hüzünlüydü

 

Kardeşime giderek, dikkatli ol dünyanın fitnesi seni kandırmasın

Beni duymasını çok isterdim

O iki melek beni kabirdeki cesedimin üzerine bağladılar

baktım ki babam toprak atıyor üzerime

Kardeşlerim topak atıyor

Ordaki insanlar hepsi üzerime toprak atıyordu

----
dedim ki, ahh keşke onların yerinde olsaydım Allaha tevbe etseydim

dün sabah namazımı kılsaydım

 

Keşke her gün rabbime dua etseydim

Keşke her gün tevbemi yenileseydim

Keşke kötülüklerden uzak dursaydım

Başladım bağırmaya, ey insanlar dikkatli olun dünya hayatı sizleri kandırmasın
en azından birisinin beni duymasını çok isterdim

Peki sen beni duyuyormusun ???

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data23/11/2009

Ölüyoruz ama kimin için?

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data23/11/2009

Yaşlanmak mı....o da ne!

Yaşlanmak mı....o da ne!


'' Picasso , 90'ında nefis eserler veriyordu... Goethe 'Dr. Faustus' u
80'inden sonra kaleme aldı... Verdi , 'Otello' yu 73 yaşında, 'Falstaff'
ı 80 yaşında bitirdi... Sofokles 'in 'Kral Oedipus 'u 80 yaşın eseridir.
Mikelanj , 80'li yaşlarında hâlâ yaratıyordu... İngiliz düşünürü Thomas
Hobbes , 90'ını geçtikten sonra bile yazdı...''

Elbet hepimiz bu isimler gibi olamayız... ama ABD'li ünlü komedyen  George
Carlin'in tavsiyelerinden yararlanabiliriz:

1. 'Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın: yaş, kilo, boy. Doktorunuz
düşünsün onları. Bunun için ücret alıyor sizden.

2. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Suratsızlar, negatifler sizi aşağı
çeker.

3. Öğrenmeyi sürdürün: Bilgisayar, el sanatları, bahçecilik, ne olursa.
Beyniniz âtıl kalmasın. Âtıl kafa, iblisin tezgâhıdır. İblisin adı da,
alzheimer'dır.

4. Küçük şeylerden zevk almaya bakın.

5. Sık sık, uzun uzun, vargücünüzle gülün. Soluksuz kalıncaya kadar gülün.

6. Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.

7. Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi, aile, kedi, köpek, kuş, balık,
yadigârlar, müzik, bitkiler, hobiler, ne olursa. Eviniz sığınağınızdır.
Tadını çıkartın.

8. Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse üstüne titreyin. Bozuksa düzeltin.
Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım sağlayın.

9. Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, komşu illerde dış
ülkelerde dolaşın, ama sakın suçluluk, pişmanlık duygusuna yönelmeyin.

10. Sevdiğiniz insanlara onları sevdiğinizi söyleyin, hissettirin her
fırsatta.

Ve hiç unutmayın ki yaşam, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen
anlarla ölçülür...


categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data23/11/2009

REKTÖRDEN YÜZ YILIN MEKTUBU! sonuna kadar okuyum süper...


Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Fazıl Ardıç, 10 Kasım’da Atatürk’e hitaben yazıp Anıtkabir’e gönderdiği mektubu okudu. Salonda duygusal anlar yaşandı. Ardıç, mektubunda Atatürk’ün mirasına birlik çıkılmadığına ilginç bir yönelte vurgu yaparken, rektörün mektubu ayakta alkışlandı. 
 

 
İŞTE O MEKTUP:

Değerli Büyüğümüz, Liderimiz, Sevgili Atamız,
Bugün sen doğalı 128, Cumhuriyet kurulalı 86, seni kaybedeli 71 sene oldu.
Geçen senelerde çok çalıştık, hiç durmadık.
Vatanımız güllük gülistanlık.
Her köşesini demir ağlarla ördük.
Çevremizdeki komşularımızla oluşturduğumuz barış çemberi devam ediyor.
Emperyalist güçler hala bize diş geçiremediler.
Madenlerimizin hepsini bulduk, ekonomimize kazandırdık.
Osmanlı bankasından aldığımız dersle milli bankalarımızı koruyoruz.
Türk sermaye birikimi zorlukla oluştu, fabrikalar kurdu, onların yüzyıllık fırsatçı uluslararası sermaye önünde ezilmemesine dikkat ediyoruz.
Bilim adamlarımızın geliştirdiği yeni ürünlerle dünyanın her yerinde aranan mamulleri üretiyoruz. Bu yüzden işçilerimiz refah içinde ve mutlu.
O çok önem verdiğin eğitim sistemimiz süper, bırak okuma-yazma bilmeyen kalmamasını herkese fırsat eşitliği, kaliteli eğitim, uzmanlaşma en üst düzeyde.
Toplumun eğitim düzeyi yüksek, boş zamanlarında herkesin elinde bir kitap!
Güzel sanatlar ve spor hayatımızın içinde, herkesin ilgilendiği bir uğraşısı var.
Her şehirde tiyatrolarımız, sanat gruplarımız hem halkımızı devamlı eğitiyor, hem de sosyal ortamlar sağlıyorlar. Hele kütüphanelerimizi görmeni isterdik.
Çiftçimiz her zamanki gibi baş tacımız, köyde olmak eğitimsiz olmak anlamına gelmiyor. Kendi tarlalarımızda kendimize yeterli olmak için çok çalışıyoruz.
Milletimizin birliği, ortak dilimiz sayesinde pekişti.
Devletin parası hepimizin ortak varlığı, yokluk günlerini unutmadık, çok titiz bir şekilde harcanıyor.
Borçlarımızın hepsinden kurtulduk, hatta bazı ülkelere boyunduruk altına girmesin özgür kalabilsin diye borç bile verebiliyoruz.
Halkımızın maneviyatı sağlam, istediği gibi ibadetini yapıyor, kimsenin kulu değil, çünkü dininin kurallarını Türkçe öğreniyor, ibadetini Türkçe yapıyor. Bu konuda fırsat olmayınca, onları kandıracak ruhban sınıfı da kalmadı.
Kurduğun tarih kurumları sayesinde, kendi tarihimizi hem materyalist çıkarcı batı bakışından, hem islamik arap emperyalizminden, hem tek yanlı kindar Çin söylemlerinden kurtardık.
Değerli Atam,
Lütfen kızma, seninle eğlendiğimizi düşünme. Senin zaten gerçekleri bildiğini biliyoruz.
Bütün bunları; 71 yıldır atılan o gösterişli, ağlak nutuklardan, samimiyetsiz törenlerden sıkılmışsındır, mektubun girişinde seni birazcık gülümsetebilirmiyiz diye yazdık. Çünkü senden hatıra kalan resimlerdeki o içten tebessüm sana çok yakışıyor.
Doğrusunu istersen, senin gibi liderler artık bu günlerde pek muteber sayılmıyor. Seni bekarlık partilerindeki dansözler gibi pastadan çıkarıyorlar.
Açık konuşmak, düşünmek, yorulmadan çalışmak değer kaybetti.
Artık fikir tartışmaları bile farklılaştı, halkın kimin ne demek istediğini anlamasına imkan yok. Toplum mühendisliği öyle gelişti ki, artık tutarlılığa bile gerek kalmadı. Öyleki fikrin başlığı, sloganı ve içeriği tamamen farklı olabiliyor. Barış isteyerek savaş, birlik isteyerek ayrılık, eşitlik isteyerek sömürü, demokrasi isteyerek baskı kolayca yapılandırılabiliyor.
Ama sen bunların olacağını zaten biliyordun.
Bize nelerle karşılabileceğimizi açıkça söylemiştin.
“Ey Türk Gençliği” diyen sesin hala kulaklarımızda.
Gençken bu hitabeyi her okuyuşumuzda hepimiz içimizden “üzerimize düşeni yaparız elbet” demiştik.
Şu anda kaçımızın hala aynı fikirde olduğunu tahmin etmek biraz zor.
Neyse!
Senin ideallerine inanan, seni putlaştırmamış, her olayı bilimin penceresinden değerlendiren bizler buradayız.
Eskisi kadar çok değiliz.
Senin gösterdiğin yolun değil de, senin yarattığın gücün etrafında toplananların hepsi yolda döküldü.
Kimisi paranın gücüne, kimisi iktidar nimetlerine dayanamadı.
Kimisi dünyada popüler olmayı, ülkesinde onuruyla yaşamaya yeğ tuttu.
Kimisi korktu. Anlık rüşvetleri, çocuklarının geleceğine tercih etti.
Kimisi hümanist kesildi. Tarihin neden tekerrür ettiğini unutup , ülkesine başkasının gözlükleriyle bakmaya başladı.
Kimisi sivil toplum örgütçüsü oldu. Parayla fikir ithalatçılığı yaptı.
Kimisi kendine iktidar alanı açmak için, bugüne kadar bu ülkeyi yüzlerce kere dolandırmış kişilerle işbirliği yapıp, onları idare edebileceğini sandı.
Ama hepsinin vicdanı, 128 yıl önce doğan senin görüşlerinin, günümüzde de hala geçerli olmasını kaldıramadığından, bütün yapılanların senin görüşlerine uygun olduğunu anlatmak için neler uyduruyorlar neler, yaratıcılıkta sınır yok, keşke görebilseydin.
Artık yolumuza onlarsız devam ediyoruz.
Bu anlattıklarımı sakın bir şikayet, veya bir çaresizlik ifadesi olarak düşünme.
Sadece bize gerçekleri görmeyi, ona göre politikalar üretmeyi, kendine ve milletine güvenerek onurlu davranmayı sen öğrettin.
Sen aramızdan ayrıldıktan sonra ulusal hedeflerimize konsantrasyonumuzu kaybettik, birbirimizle uğraştık, küçük kurnazlıklarla vakit kaybettik, düşmanlarımızın ülkemizin planlarına müdahil olmasına izin verdik.
Kişisel çıkarlarını siyaset diye yutturanlarla, milleti için fedakarca çalışanları birbirinden iyi ayıramadık.
Ağaları, şeyhleri, savaş zenginlerini, saltanat meraklılarını, din bezirganlarını yeniden hortlattık. Senin yönetimine diktatörlük diyenlerin, demokrasi diye diye nasıl kendi krallıklarını kurduklarını zamanında farkedemedik.
Ama artık daha tecrübeliyiz. Kolay kolay, gazete haberlerinin, kimin çektiği belli olmayan filmlerin, yalancı kahramanların tuzaklarına düşmüyoruz. Bütün hatalarımıza rağmen uğraşıyoruz, didiniyoruz, anlatıyoruz, uyandırmaya çalışıyoruz.
Bizimle dalga geçiyorlar:
Emperyalizm çağının bittiğini, dünyada bütün ülkelerin barış içinde, uygarlık yolunda yürüdüğünü artık bizi millet yapan, bu vatanda birarada tutan bu fikirleri bırakmamız gerektiğini söylüyorlar.
Üzülmüyoruz, yılmıyoruz, tekrar uğraşıyoruz, tekrar anlatıyoruz.
Biz, daima burada olacağız.

Ama,
seni özledik.
Senin ufkunu özledik.
Yol göstericiliğini,
milletine her zaman güvenmeni,
senin onurunu özledik.
Senin sarı saçını,
mavi gözünü,
dostluğunu özledik.
Vatanın için verdiğin emeği, yaptığın fedakarlığı,
bizleri hep biraraya getirmeye çalışmanı özledik.
Her kelimeni dikkatle seçişini,
kim olursa olsun karşındakine gösterdiğin saygıyı,
sözlere yüklediğin anlamın derinliğini özledik.
Bağımsız karakterini,
barışa hasretini,
gerektiğinde çizmelerini çekip savaşa hazır olma kararlılığını özledik.
Kendi kendini eğitmeni,
okumadan,
bilenlerle tartışmadan karar vermeyişini özledik.
“En hakiki mürşit ilimdir” diyen sesini,
bilim adamlarına verdiğin desteği özledik.
Davet edilmeden hiçbir uluslararası kuruluşa yüz vermeyişini,
dış seyahatlere gitmeden bütün kralların seni ziyarete gelişini,
milletine uşak dedirtmeyen özgüvenini özledik.
Uzak görüşlülüğünü,
çocuklara olan sevgini,
gençliğe güvenini,
geleceğe olan inancını özledik.
“Ne mutlu Türküm diyene” deyişini özledik.
Seni Özledik!

Senin inançlarını, yaptıklarını, her şeye rağmen, üniversitemizde yaşatıyoruz.
Hedeflerimizi hiç değiştirmedik,
Halkımızın refahı,
Vatanımızın bütünlüğü,
Vicdanımızın özgürlüğü,
Birey olmanın özgüveni,
Bilimin ışığı.
Atam, hepimiz, öğrettiklerini, seni, unutmadık.
Sen rahat uyu!
En derin saygılarımızla ve en içten sevgilerimizle!
10 Kasım 2009.

Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyeleri, Elemanları, Öğrencileri ve Memurları adına
Prof.Dr.Fazıl Necdet Ardıç
Rektör

categoria Kategori: Haber | commentoYorum (yok) data23/11/2009